Medya “temiz toplum” için Tantan ve Temizel’le elele…
“Birkaç iyi adam”

Son günlerde büyük gazeteler, “Birkaç iyi adam”ın, çok geçmeden etrafımızı çevirmiş “Birçok kötü adam”ın hakkından geleceğini müjdeliyor. Tantan ve Temizel en “cesur yürek”ler… Bu “müjde” ne kadar gerçekçi? Yoksa bilerek ya da bilmeyerek büyütülen bir yanılsamadan mı ibaret? “Temiz toplum”, yani bir bakıma demokrasi “Birkaç iyi adam”ın eseri olabilir mi? Yoksa havada medyanın da himmetiyle “otoriter” bulutlar mı dolaşıyor? Ege Cansen’in “Babaizm” olarak nitelediği içinde bulunduğumuz durumu “kahramanlar”la aşabilmek mümkün mü?

Bu davada bayrağı Milliyet’in taşıdığı muhakkak. Milliyet’in 1 ve 2 Kasım tarihli sayılarının manşeti sırasıyla şöyleydi: “Türkiye’nin Di Pietro’su”, “İtalya süreci başladı”. 3 Kasım tarihli Hürriyet de, bu “İtalya süreci”ne şu manşetle destek veriyordu: “Asker desteği”. İşte, yavaş yavaş oluşuyordu… İtalya’nın Di Pietro’su varsa, bizim de “Birkaç iyi adam”ımız eksik değildi. Sayalım bu “birkaç”ı protokol sırasına göre: Sezer, Kıvrıkoğlu, Tantan ve Temizel. Ve tabiî özellikle de son birkaç gündür manşetlere sığmayan son ikisi. Ne olmuş, neler bitmişti de, nihayet Türkiye’de de “Birkaç iyi adam” her şeye taş koyan “Birçok kötü adam”ı altedip ülkeyi “İtalya süreci”ne sokmaya başlamışlardı?

1 Kasım tarihli Milliyet gazetesi Hasan Cemal’in yazısını manşete taşımış. “Başkentte Temizel için, yürekli İtalyan yargıç Pietro benzetmesi yapılıyor. Her ikisi de, yolsuzluklara karşı temizlik çarkını harekete geçirdiği için” deniyor. “Türkiye’de de, tıpkı İtalya’daki gibi Temizel’in Bankacılık Kurulu’nun düğmeye basmasıyla aynı çark dönemeye” başlamış. Hasan Cemal, yazısında “cesur yürekler”in bu yolda gerçekleştirdiği ittifakı da şöyle açıklıyor: “Zekeriya Temizel ve arkadaşları hız kesmezlerse, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ve polis kararlılığını devam ettirirse, yargı kurumu el verirse, bankacılık sektöründen başlayan kiri temizleme operasyonu başka alanlara da yayılabilir.” Cemal’in yazısının son cümleleri de şaşırtıcı: “Şurası da unutulmasın: Derin devletin de ağırlığını Bankacılık Üst Kurulu’ndan yana koymaya başladığına dair çok işaret var başkent kulislerinde… Susurluk’tan farklı bir durum belki de…” Bu da iyi bir haber! Yani şöyle bir eşitlik: “Birkaç iyi adam” + “Derin devlet” = “Temiz Türkiye”.

2 kasım tarihli Milliyet de Fikret Bila’nın yazısını manşete çıkarmış. Bila’nın birinci sayfada yer alan görüşü şöyle: “Zekeriya Temizel’in başlattığı temizlik harekâtına Başbakan’dan tam destek var. Ecevit, İtalya’daki “Temiz Eller” sürecinin Türkiye’de de başladığını söylerken, ‘Geriye dönüşü olamaz’ sözleriyle kararlılığını vurguladı.” Hasan Cemal ve Güneri Cıvaoğlu gazetenin bu sayısında da “İtalya süreci”nden söz etmekteler. Cıvaoğlu zaten bir gün önce Bülent Tanla’nın şu “önemli” sözlerini okuyucularıyla paylaşmıştı: “25 yıllık deneyimlerime ve sezgilerime göre; İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ve Bankalar Üst Kurulu Başkanı Zekeriya Temizel’in puanları çok yüksek çıkacak.” Milliyet’in bir diğer yazarının, Taha Akyol’un gözlemleri de aynı doğrultuda: “Bizim “Temiz Eller” operasyonunun iki lideri var: Siyasi irade alanında İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, bürokrasi ve denetim alanında Zekeriya Temizel… Hiçbir ‘büyük ve ünlü’ karşısında geri adım atmıyorlar.”

Demek artık “tünelin ucu” görünmeye başladı…”Siyasi irade”yi temsilen Tantan, bürokrasiyi temsilen Temizel, bundan böyle “Birçok kötü adam”a göz açtırmayacak, Hürriyet’ten Ege Cansen’in pek veciz bir şekilde “Babaizm” olarak tarif ettiği siyasal ve ekonomik düzenimiz yerini “Temiz Toplum”a bırakacak. “Cesur Yürek”lerden ikincisi henüz soğukkanlılığını korusa da, ikincisi “yolsuzluğa karşı savaş”ı çoktan başlattı bile. “Savaş” her geçen gün daha bir şiddetleniyor, hatibi dinleyenlerin alkışlamaktan elleri şişti. “Nüfus casusları”, olmadı “nüfuz casusları”ndan sonra ortaya atılan “Tapınak Şövalyeleri” teşhisi çok beğenildi. Ne olduğundan çok ne münasebetle kullanıldığı belli olmayan (ve belli de olmayacak olan!) bu terim gazetecilerimize gazetelerimizin dağıttığı ansiklopedileri çoktan açtırdı bile… Türkiye, bazılarının söylediği gibi gerçekten de “hafızasız” bir toplum…çok gerilere gitmeye gerek yok, daha birkaç ay öncesinde İstanbul’da “sopa gibi bir âlet” bulunduğunda hiç sesi çıkmayan birinci dereceden yetkili ve tabii sorumlu Tantan değil miydi? Sema Pişkinsüt’ün, kısa fakat şerefli komisyon başkanlığı süresince açıkladığı onlarca dosyayı hiç mi hiç ciddiye almayan Tantan değil miydi? Bırakın birkaç ay öncesini, daha geçen gün (hem de “Temiz Toplum” kampanyası çerçevesinde) “Meslek odaları ideolojik hareket ediyor, meslek kuruluşlarının ideolojiden arındırılması gerek” diyen Tantan değil miydi?

“Birkaç iyi adam”ın peşine düşerek bir toplumun temizlendiği nerede görülmüş? Her şeyden önce belki şu soru: İtalya’nın Di Pietro’su bir bakan mı, bir bürokrat mıydı? Nasıl olur da dünyada olup biteni herkesten iyi bilen gazetecilerimiz bir “savcı”nın yol açtığı bir “temizlenme” ile bir bakan ve bürokratın açtığı bir “kampanya”yı aynı düzeye koyabilirler? “Birkaç iyi adam”a emanet edilmiş bir “temizlik”in sonucunun nerelere ulaşabileceğini tahmin etmek çok mu zor? Anayasada sayılan bütün “kuvvetler”i küçümseyen ve yıpratan, “Birçok kötü adam”ı besleyen sürekli yeniden üreten kurumlardan hiç söz etmeyen analizlerin gerçek bir umuda işaret etmesi mümkün mü? Bu “umut” olsa olsa daha bir “otoriter” yönetim değil midir? Kötüler içinde kalmış ve “Ah O olsaydı bilirdi yapacağını!” diyerek burnundan soluyan bir toplumda “Birkaç iyi adam”ın gerçekleştireceği söylenen bir “umut”da medya bu derece bel bağlar mı?

İçinde bulunduğumuz hali “Babaizm” olarak niteleyen Ege Cansen’in bir değerlendirmesiyle bitirelim: “Bu, İçişleri bakanı Sadettin Tantan ve BDDK Başkanı Zekeriya Temizel ekibinin yapabileceği bir iş değildir.” (3 Kasım 2000)