![]() |
![]() |
||||||
|
Hürriyet Ankara Temsilcisi Sedat Ergin, “Kayınvalide
sorunu” başlıklı yazısıyla Hüsamettin Özkan’ı akladı “Kasırga Operasyonu”nun siyasetçi sorumluluğunu da kapsayacak biçimde genişleme eğilimi gösterdiği geçtiğimiz hafta başından itibaren, basının bu aşamada bir “samimiyet sınavı”yla karşı karşıya olduğunu yazıyoruz. Böyle günlerde gazeteciye düşen, olan bitende hangi siyasetçinin ne kadar dahli olduğunu araştırmak değil midir? Hürriyet Ankara Temsilcisi Sedat Ergin, 21 Kasım tarihli yazısında “Kayınvalide sorunu”ndan yola çıkarak, Hüsamettin Özkan’ın pîr ü pâk bir siyasetçi olduğunu yazdı. 21 Kasım’ın Ergin’in gazetecilik kariyerinde talihsiz bir gün olarak kaydedileceği konusunda hiçbir kuşkumuz yok. Çünkü bir gazetecinin bir siyasetçiye kefil olması görev tanımı gereği mümkün değildir, ayrıca “Kayınvalide sorunu” Ergin’in aktardığı kadar basit değil. Sedat Ergin “bir ilki gerçekleştirdi” Günlerdir izlediğimiz “samimiyet sınavı”nda gazeteler ve gazetecileri iki grupta ele aldık hep: Siyasetçi ve bürokrat sorumluluğunu öne çıkaranlar ve soruna ilgisiz kalanlar. Sedat Ergin’le birlikte, üçüncü bir kategori daha çıktı ortaya: İsim vererek bir siyasetçiyi savunma ve ona kefil olma. “İlke, genel kabul görmüş kural, gazetecilik mesleğinin evrensel kriterleri” vb. açısından söylenebilecek şeyleri geçiyoruz; buradaki problem açık. Burada, Ergin’in aklama işini yaparken başvurduğu “durum”un da sorunlu olduğunu göstermeye çalışacağız. Sedat Ergin, bu işi yaparken “Kayınvalide sorunu”ndan yola çıkıyor, o noktada “kayınvalidenin”, dolayısıyla Hüsamettin Özkan’ın hiçbir sorumluluğunun olmadığını söylüyor. Ayrıntılı olarak tam ne dediğini aktarmadan önce, Medyakronik’te 10’dan fazla yazıyla ele aldığımız “Kayınvalide sorunu”nun ne olduğunu “’Kaynana’ haberi bitmedi” başlıklı yazımızın bir bölümünü aktararak hatırlatalım: “Hazine Müsteşarlığı’nın Egebank soruşturması için görevlendirdiği üç murakıp, hazırladıkları raporda Egebank’tan Goldbis adlı paravan bir firmaya 1 trilyon 662 milyar 900 milyon lira kredi açıldığını; kredinin gönderildiği Vakıfbank Taksim şubesi yetkililerinin, aynı gün (29 Eylül 1998) bu parayı Goldbis adına Emrulllah Nüzhet Altınel’e ödediklerini; Altınel’in sözlü talimatı doğrultusunda gene aynı gün bu paranın, aynı şubede hesapları bulunan şu üç kişinin hesaplarına geçirildiğini belirlediler: “Egebank Anonim Şirketi Yönetim Kurulu üyesi Aydoğan Semizer’in aynı bankadaki hesabına 1 trilyon 316 milyar 24 milyon 721 bin 250 lira… Egebank Anonim Şirketi Genel Müdürü Esat Erkuş’un hesabına 277 milyar 500 milyon 223 bin lira… Hatice Betül Özbay’ın hesabına 69 milyar 375 milyon 55 bin 750 lira…” Murakıplar bu bulgulardan yola çıkarak konuyu adalete taşımaya karar verdiler. Bu arada Hatice Betül Özbay’a bir mektup yazıp durumu sordular. Özbay, murakıplara gönderdiği cevapta, “Goldbis şirketini hiç tanımadığım gibi başka şirketleri de hiç bilmem” dedikten sonra, para işlerini avukatı Aydoğan Semizer’in izlediğini, bankaya yatırılan 69 milyar liranın da kendisine miras kalan “Suadiye’de 8 daire” ile “diğer” gayri menkullerin karşılığı olduğunu öne sürdü. Özbay’a göre, avukatı Semizer bu gayrımenkulleri satmış ve o dönemdeki Mali Milat uygulaması nedeniyle de karşılığını bankadaki hesabına yatırmıştı. Bu savunma, daha sonra Avukat Semizer tarafından aynen dile getirildi ve Başbakan Ecevit tarafından da Özbay’ın suçsuzluğunun kanıtı olarak gösterildi. Ecevit, açıklamasının bu bölümünde aynen şöyle dedi: “Bu konu ile ilgili bilgisine başvurulan Aydoğan Semizer, verdiği yazılı ifadede, Hatice Betül Özbay’ın hesabına yatırılan paranın Egebank’la hiçbir ilgisinin bulunmadığını, Hatice Betül Özbay’ın Egebank’tan kredi kullanan şirketle de hiçbir ilişkisinin bulunmadığını, paranın kendi tarafından yatırıldığını ifade etmiştir.” Tam bu noktada çok önemli bir belgeyi yayımlamadan önce, Başbakan Ecevit’in, Özbay’a ödenen paranın hayali firmaya açılan krediden verildiğini öne süren banka yeminli murakıplarına değil; onların, hakkında suç duyurusunda bulundukları (şu anda gözaltında bulunan) Aydoğan Semizer’e inandığını belirtelim. Gelelim belgeye… İnternet sitesi Habertürk’ün elde edip yayımladığı belge murakıpları doğrularken Özbay, Semizer ve Ecevit’i yalanlıyor. Belge, paranın Aydoğan Semizer’in hesabına hiç uğramadan doğrudan doğruya Özbay’ın hesabına geçtiğini gösteriyor. 24 Ekim 2000 tarihli Medyakronik’ten aldığımız bölümü burada kesiyoruz. Sözünü ettiğimiz belge (tam metne ulaşmak isteyen okurlarımız, bu yazının yukarıda verdiğimiz linkine gidebilirler), murakıpların başvurusu üzerine, paranın üçe bölünerek paylaştırıldığı Vakıfbank yetkililerinin murakıplara gönderdiği yazıya ilişkin… Belge, paranın üçe bölünerek paylaştırıldığını net bir biçimde kanıtlıyor. Yanlış bilgi, yanlış sonuç Uzun uzun aktardığımız bu netameli konu Sedat Ergin tarafından nasıl kavranıyor ve nasıl yorumlanıyor? Şöyle: “Tartışmaya söz konusu olan ödeme, Betül Özbay’ın babası, annesi ve eşinden miras yoluyla intikal eden bazı gayrimenkullerin satışından elde edilen gelirin parasıdır. “Satış işlemi, Betül Özbay’ın mali müşaviri sıfatıyla Aydoğan Semizer tarafından yapılmıştır. “İşin püf noktası, Semizer’in Özbay’a yapması gereken ödemeyi kendi hesabı yerine, Egebank’ın kendisine açmış olduğu tartışmalı bir kredi üzerinden göndermiş olmasıdır. Betül Özbay’ın hiçbir zaman Egebank’la bir ilişkisi olmamıştır. “Olayın dökümü, Betül Özbay’ın kamuoyu karşısında mahkûm edilmesi ve damadının da Egebank skandalıyla ilişkilendirilmesi için yeterli midir? “Vicdan ölçüleri içinde bakıldığında bu soruya ‘evet’ yanıtı verilebileceğini zannetmiyoruz.” Sedat Ergin, yazısının son bölümünde Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan’a net bir biçimde kefil oluyor: “Son dönemde batık bankalar ve çetelerin üzerine gidilmesi, önemli ölçüde hükümetin ve öncelikle de Başbakan Bülent Ecevit’in sergilediği siyasi iradenin bir uzantısıdır. “Ecevit’in siyasi iradesi ise çoğunluk kabinedeki en yakın çalışma arkadaşı olan Hüsamettin Özkan üzerinden ifadesini bulmaktadır. “Ayrıca, Egebank da dahil olmak üzere son dönemde üstüne gidilen dosyaların gerisinde ‘operasyonel’ olarak düğmeye basan kişinin de Özkan olduğu Ankara kulislerinde bir sır değildir. “Benzer şekilde, Sadettin Tantan’ın İçişleri Bakanlığı’na, Zekeriya Temizel’in de Bankacılık Üst Kurulu’nun başına getirilmesinde Özkan’ın perde arkasından oynadığı rol de dikkate alınmalıdır. “Bütün bu faktörler yan yana getirildiğinde, batık bankalar konusunda alınan sonuçta belirleyici olan bir siyasinin, bugün bu skandallardan dolayı suçlu gibi takdim edilmesi ciddi bir çelişki oluşturmaktadır.” Ecevit’le Ergin’in ortak yanılgısı Ergin’in yazısındaki en kritik cümleyi bir kez daha hatırlayalım: “İşin püf noktası, Semizer’in Özbay’a yapması gereken ödemeyi kendi hesabı yerine, Egebank’ın kendisine açmış olduğu tartışmalı bir kredi üzerinden göndermiş olmasıdır.” Görüldüğü gibi Ergin de Ecevit gibi Semizer’in, Özbay’a kendi hesabı üzerinden bir ödeme yaptığını söylüyor. Yanlış. Belgelerin ortaya koyduğu gibi, Goldbis adlı naylon firmaya açılan kredi, noterden aldığı belgeyle kendisinin firma yetkilisi olduğunu “kanıtlayan” Nüzhet Altınel’in sözlü talimatıyla üçe bölünmüş, bir bölümü de “Kayınvalide”ye yatırılmıştır. Ayrıca başka sorular da var:
Görüldüğü gibi soru çok. Gazetecinin görevi, kamu adına işte bu soruların cevabını aramaktır. Sedat Ergin’in yaptığı gibi, bunları görmezden gelip bir siyasetçiye kefil olmak değil. Alper Görmüş (21 Kasım 2000)
|
|||||||||