“Yoğun Pontus faaliyetleri” haberlerini
neden görmedik?

Millî Güvenlik Kurulu, “İrtica sorunu”, “Kürt sorunu” gibi devletin hassas olduğu noktalarda MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un “sakin olalım, sapla samanı karıştırmayalım” yollu tavsiyelerinin dört gazetede yayımlanmasından bir gün sonra toplandı. Atasagun’un konuşması, MGK toplantısını daha da önemli kılmıştı.

Toplantıda askerlerin sivillere sunduğu bir rapor, özellikle bir yanıyla dikkat çekiciydi. Raporda, Türk kamuoyunun bildiği “tehlike”lerle bilmedikleri yan yana gelmişti. Gerçekten de “bilmediği” tehlikelerdi bunlar, çünkü gazetelerimizde hiç haber olarak işlenmemişti.

Rapora en geniş yeri veren Cumhuriyet’ten, “dikkat çekici rastlantılar” bölümünü okuyalım:

“Söz konusu isteklerin gündeme getirilmesi süreci çok ilginç gelişmeleri ortaya koymaktadır. Nitekim, terör örgütünün sözde barış ve demokratik cumhuriyet sürecini başlatması ile Türkiye’ye dayatılan; ‘sözde Kürt sorunu konusundaki isteklerin büyük boyuta ulaşması’, ‘Ermeni sözde soykırım iddiaları ve kabulü yönündeki çalışmalar’, ‘Yunanistan tarafından sürdürülen Pontus faaliyetlerinin yoğunlaşması’, ‘Süryanilerin Güneydoğu Anadolu bölgemizden toprak talebinde bulunması’ da aynı süreçte gerçekleşmiştir.”

Peki biz, gazetelerimizde bu yoğun faaliyetlere ilişkin haberlere “rapor”dan önce neden rastlamadık? Bu yönde, raporda belirtildiği gibi “Türkiye’ye dayatılan, yoğun” bir faaliyet varsa, basının görevi bunları duyurmak, haberleştirmek değil midir?

İki ihtimal var: Ya basın, bu yoğun faaliyetleri görememiş ve görevini yapmamıştır, ya da bu yönde gerçek bir tehlike, ciddi bir durum yoktur. Eğer ikinci durum geçerliyse, basının, kendisi dışındaki bir kurumun propagandasına alet olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Sözünü ettiğimiz kurumun “milli” bir kurum olması, basını böyle bir pozisyona düşmekten esirger mi? Bizce esirgemez.

Lafı hiç eğip bükmeden söyleyeceğiz: Basının, kendisine ulaştırılan enformasyonun tamamını “değerlendirmeden”, olduğu gibi aktarması durumunda zaman zaman bir “propaganda aracı”, bir “mikrofon” işlevi görebileceğini gösteren canlı bir örnekle karşı karşıyayız. (30 Kasım 2000)