SANAL CEMAAT ÖRÜNTÜLERİ*
Necdet SUBAŞI* *

Yıkılan şey, gerçekliğin ta kendisi!
Don DeLillo

İnternet gündelik hayatımızı hızlı bir şekilde dönüştürmektedir. İnternetin ne gibi toplumsal sonuçlar üreteceği bugün sosyal bilimciler arasında önemli bir sorun olarak tartışılmaktadır. Nitekim bu süreç içinde ortaya çıkan ve internet dünyasının çarpıcı etkilerini içinde barındıran bir dizi problemin sosyal bilimlerin gündemine daha şimdiden girmeyi başardığı görülmektedir.

“Sanal cemaatler”in ortaya çıkması da bu problemler arasında yer almaktadır. Kavramın muğlaklığı, kendisi hakkında tutarlı bir tanım getirmeyi ve buna bağlı olarak da sınırları belli olan ampirik çalışmalar yapmayı güçleştirmektedir. Artık milyonlarca insanın kullanımı içinde yeni ama giderek örüntüsel düzeyde bir yaygınlık ve bağdaşıklık üreten ilginç yapılarla karşılaşıyoruz. Çünkü bu örüntüler, internet aracılığıyla oluşan bir buluşmanın hem gerçekliğe ve sanallığa hem de cemaate atıfta bulunan yanlarıyla dikkat çekmektedir.

“İnternet”in Dünyası

İnternet, Soğuk Savaş döneminin bir ürünüdür ve askeri amaçların hizmetinde kullanılmak üzere geliştirilmiştir. Şimdilerde kuruluş teknolojilerinin hantallığını içeren Arpanet (Advenced Research Programme Agency Network), ilkel bir komünikasyon aracı olarak hatırlanmaktadır. Özellikle kişisel bilgisayarların gelişip yaygınlaşması ve bunun dayandığı enformasyon ağlarının hızla çoğalması, kullanıcıların elektronik veritabanları, renk, ışık, grafik, ses ve müzik eşliğinde enformasyon ağlarına takılmalarını kolaylaştırmaktadır. İnternetin gündelik hayatın her alanındaki değişik türden ilgilerin birer parçası olarak yaygın bir şekilde kullanımı, girişimci eğilimlerin, devlet ya da sermayenin kontrolü altında olmaksızın kendilerini somutlaştırmalarına ortam hazırlamaktadır. Çünkü yayım olanakları, internet ile son derece basitleşmiş ve ucuzlamış, yanı sıra iletişimin de sansürsüz, ambargosuz ve denetimden uzak bir biçimde gerçekleştirilmesinin önü açılmıştır. Artık ortak düşünce ve eylemler üreten kişilerin, katılımcı kültürler oluşturmaları söz konusudur. Nihayet oluşturulan bu kültürlerin de anında, zaman/mekan sınırlamalarından arınmış ve aracısız olarak sürekli bir iletişim imkanı yaratacak şekilde gecikmeksizin diğer internet gezginlerine ulaştırılması hayal olmaktan çıkmıştır. Bu da toplumsal, kültürel ve enformatik boyutlarda büyük değişimler yaşanmasına neden olmaktadır (Gürcan, 1998: 1446; Ritzer, 2000: 56; Liska, Grune, 1999: 37; Aksoy, 1996: 163; Kozanoğlu, 1997: 99). İnternet artık küresel düzeyde bir multimedya kütüphanesi olarak işlev görmektedir. Donanım (hardware), yazılım (software) ve insan (manware) üçgeni içerisinde çoğalan ağlar, anonimlik, görünmezlik ve çoğalabilirlik gibi ortak özellikleriyle yeni bir kamusal alan oluşturma talebine yataklık etmektedir.

Tüm bu olanaklara kuşkuyla bakan ve bütün bu bilgilerin çoğunu sıradan şeylerden ibaret olarak algılayan yaklaşımlar da sözkonusudur. Son tahlilde “küresel nettaşlık”ın, kişisel bir bilgisayar alıp, onu dünya telefon hatlarına bağlayacak, bir modem sahibi olacak ve işlem maliyetlerini ödeyebilecek kişilerle sınırlı olduğuna dikkat çekilmektedir. Çünkü onlara göre internet sitelerinin % 96’sından fazlası en zengin 27 ülkeye aittir. Akıcı derecede İngilizce bilmek internet kullanımının fiili bir önkoşulu olmayı sürdürmektedir. Dolayısıyla bu devrimin, dünya çapında “enformasyon zengini” küçük bir ülkeler ve bireyler grubuyla, bu özel iktidar biçiminden dışlanmış olan mülksüz çoğunluk arasında yeni bir uluslararası bölünmeye yol açacağı öngörülmektedir. Bilgisayarlar bir yandan sisteme hizmet ederken öte yandan da talep ağırlığının altında çökmenin eşiğinde gibidirler. Sürekli yeni kapasitelerin yaratılması gerekmekte ve kullanıcılar sık sık aşırı bilgi yükünden şikayet etmektedirler (Marchall, 1999: 347). Bu nedenle de internet kullanımının toplumsal etkilerine ilişkin tartışmaların bitmesi beklenemez, aksine bu konuda ortaya atılan iddiaların sınırsızlığı bile söz konusudur. Çünkü internet, bir yandan yaşantının kolaylaştırılmasına ilişkin umutları beslerken öte yandan da hayatın sönükleşeceğine ilişkin kaygılara hak verdirmektedir.

Kuşkusuz her yenilik gibi internet de büyük bir gelişme ve kazanç olanağı olarak karşılanmıştır. Ancak onun üretebileceği sorunlar ve ortaya çıkaracağı maliyetler henüz yeterince hissedilmiş değildir. Yerleşik kültüre nüfuz ederek, benliğin tutarlılığının oluşmasındaki psikososyal rolü ele geçirdiği iddia edilen (Sanders, 1999: 163; Griffiths, 1999) ve bir anlamda da insanın özgürlüğü sorununu yeniden tartışmaya açan bu yapının, doğru olarak anlaşılması gerekir. Oysa internet şebekelerinin yarattığı yeni toplumsal yapıların kesinlikli bir resmini hala elde etmiş değiliz. Onun dönüştürme sürecine geçişi sağlayacak yetkin bir kanal olabilme imkanını elde etmesi, şimdilik bütünüyle tamamlanmış sayılmadığı için, bu konudaki eleştirel yaklaşımların çoğuna hâlâ farazi yaklaşımlar şeklinde bakılmaktadır. Yine de pek çok kişi internetin, yirminci yüzyılın sonunda ortaya çıkan yeni küresel düzeni örneklediğini düşünmektedir. Artık gündelik hayatın örgütlenmesinde internet dolayımıyla gerçekleşen toplumsal etkileşim daha ağırlıklı bir yere oturmaktadır.

“Yeni Zamanlar”ın Siber Kavramları

İnternet kullanıcıları siber toplum mensubudurlar ve siber uzayda yaşamaktadırlar. Siber toplum (cybersociety), internet kullanıcılarından oluşan dünya çapındaki ağın yarattığı, elektroniğe dayalı iletişimler ağıdır (sanal gerçeklik). Siber uzay (cyberspace) ise, interneti oluşturan küresel bilgisayar ağının biçimlendirdiği etkileşim uzayı anlamına gelmektedir. Burada farklı bilgisayar terminallerindeki kişiler arasında oluşan elektronik iletişim ağları sözkonusudur. Kullanıcıların kendilerini tanımladığı e-posta dışında, internet üzerindeki hiç kimse ötekinin gerçekte kim olduğunu, onların kadın mı erkek mi olduklarını hatta bu dünyada olup olmadıklarını bile bilmemektedirler. Elektronik posta ile internetin kurulması, çevrimiçi/on-line alışverişlerini, Web’e dayalı “sohbet odaları”nı (chat) ve pornografinin evlere girmesini kolaylaşmıştır. Sonuçta bu patlamanın çalışma, boş zaman ve siyaset alanlarına yansımalarının sosyologlar arasında ciddi tartışmalara yol açması kaçınılmazdır (Marchall, 1999: 657; Giddens, 2000: 420; Liska, Grune, 1999: 30-32).[1] Bu nedenle internetin, insan yaratıcılığının bencilce bir kullanımına dönüşüp dönüşmeyeceği, yarattığı evrenin bir gözetim toplumu haline gelip gelmeyeceği kaygı duyulan hususlar arasında yer almaktadır. Ve yine onun, kullanıcılarına kalıcı bir güven telkin edip etmediği de önemli bir sorun olarak tartışılmayı beklemektedir.

İnternet yeni zamanlar’ın (Hall, 1995) en etkili iletişim aygıtıdır. Bu bağlamda ortaya çıkan sorunların toplumsal süreçlerden bağımsız olarak işlediğini düşünmek imkansızdır. Çünkü mevcut insan sayısı kadar fikrin, aracısız bir şekilde yer aldığı bir alan haline gelme potansiyeli taşıyan internetin toplumsal talep, denge ve gerginlikleri içinde barındırmaması düşünülemez. (Aksoy, 1996: 165). Yanı sıra o, hayatın sadece maddi yapılarını değil, daha temelde yaşantının bizzat kendisini de dönüştürmektedir. İnternetin terminolojisi içinde sanal toplum, siber uzay, sanal cemaat gibi kavramlarla ifade edilen yapılanmaların sosyolojik söylem ve çözümlemelerdeki karşılıklarını ele almak şimdi ve gelecek için riskler taşıyan bu muammayı tanımak açısından önem taşımaktadır. Artık sanal toplum, siber uzayda cemaatleşme yoluna girmekte ve genel geçer tüm tanımlamaların yeniden ele alınmasını gerektirecek zihniyet farklılaşmalarını ortaya çıkarmaktadır. Esasen bir toplum içinde yaşamak, o toplumun kendini kavrayışının temelini oluşturan söylemleri de anlamayı gerektirmektedir (Lundbay, Ronning, 1997: 16). O halde talep ve kaygıları sağlıklı bir analiz üzerine temellendirmeliyiz. Bu bağlamda, ortaya çıkan sanal cemaatlerin örüntü düzeyindeki yansımalarını, sanal gerçeklikle ilişkilendirilen boyutlarını dışlamadan ele almak ve gözden geçirmek gerekecektir.

Gerçekliğin Ötesi

Sanal gerçeklik (Virtual Reality)[2] dünyası, internet teknolojisinin ürettiği bir evrendir. Sanal kavramı daha çok bilgi-işlem alanında kullanılmaktadır ve gerçekte olmayıp zihinde tasarlanan, mefhum, farazi, tahmini gibi “şey”leri hatırlatmaktadır. Sanallığın içerdiği “gerçek ötesi”lik metafizik bir olgu değildir. Aksine o, aslında son derece matematik bir tanımlanmışlık içinde oluşturulan bir benzeşim ortamıdır. Ancak ürettiği imgeler onu, çoğu zaman bir üst-söylem konumuna yerleştirmektedir. Bu konum kuşkusuz farklı bir sözleştirme stratejisidir. Artık bilgisayar yardımıyla sanal gerçeklik teknolojilerinin ilerlemesiyle birlikte insanın algılama mekanizmalarında gerçeğe en yakın benzetişim ortamını kurmak mümkündür. Ne var ki bu durumda “sanal gerçeklik”, diğer teknoloji kullanım alanlarından farklı olarak, bilişsel süreçlere bir müdahale işlevini ister istemez kazanmakta; hatta kurulu malumat ve aracılandırma sisteminin gereklerine uygun bir meşrulaştırma yöntemine, kısaca bir strateji haline dönüşmektedir (Ergur, 1998: 138-139).

Sanal gerçeklik teknolojileriyle başlangıçta uzaktaki ve tehlikeli bölgelerdeki operasyonların kontrol edilmesi amaçlamıştır. Böylece araçlar uzak bölgelerde varlık yanılsaması yaratmak için kullanılmakta ve bu durumda da asıl amaç gerçek durumları yönlendirmek veya dönüştürmekle sınırlı olmaktadır. Oysa artık sanal ortam, sibernetik geri-besleme (feedback) ve kontrol sistemlerinin, gerçek nesnelerle etkileşimi taklit ettiği, kendisi gerçekmiş gibi görünen ve gerçekmiş gibi de kullanılan bir ortamdır (Robins, 1999: 84). Sanal gerçekliği, fiziksel ve toplumsal bağlantılardan yabancılaşmanın postmodern durumuna verilen mükemmelleştirilmiş bir teknolojik tepki olarak görmek mümkündür. Aslında bu durum gerçek dünyaya bir tepki, bir karşıtlık olarak da düşünülebilir. Çünkü o, yenilikçi toplum ve toplumsallık biçimleri hakkında oluşturulan düşüncelerle bağlantılı olarak ele alınmaktadır. Bir anlamda sanallık gerçeği zenginleştiriyor, çeşitlendiriyor (İnam, 1999: 21).

Sanal toplum, sanal gerçeklik dünyasında üretilmektedir. Bazen ütopyacı bir proje olarak da sunulan sanal toplum kavramı çoğunlukla da günümüz toplumsal gerçekliğinin zor ve tehlikeli şartlarına alternatif bir “hiçbir yer-herhangi bir yer” olarak düşünülmektedir. Böylelikle kendimizi teknolojik hayal dünyasına gömdüğümüz sürece bu dünyada hakkımız olduğu halde yoksun bırakıldığımız bütün ödüllere sahip çıkabiliriz; (çocuksu) sihirli yaratıcı güç yanılsamasını yola getirebiliriz. Nihayet yeni bir fantazya ve tahayyül dünyasına katıldığımız takdirde artık kendimizi nasıl istiyorsak o şekilde sunmayı başarmak elimizdedir (Robins, 1999: 148,159).

Bu özellikleriyle sanal alem çekiciliğini artırmakta ve kendisini topluma alternatif bir alan olarak göstermektedir. Çünkü onda cisimleşmiş varlık ve karşılaşmalar yoktur. Burası sanki “öteki”lerle bedenleri yokmuş gibi ilişki kurmaya imkan veren yeni bir sosyal hareket alanıdır. Bu ortam, modern dönemin alternatif bir toplum yerine topluma alternatif bir ortam kurma arzusunun ürünüdür. Sanal alanın uzak, dokunulmaz ve kurgusal bir yer olması onu bütün ilgilerin odağına yerleştirmektedir. O, arzu ve düşlerimizin içinde daha rahat gezinip sörf yapabileceği farklı bir dünya olarak görülmektedir. Sınırlılıkları ve kusurlarıyla şu anda ve burada olan gerçekliğin yerini alabilme potansiyelinden söz edilebilmektedir (Robins, 1999: 63, 37).

Sanal dünya gerçek değildir, ama gerçek dünyanın ne olduğunun sorgulanmasına yardım edecek güvenilir bağlamları bize kazandırabilir. Arada bir yerde olduğundan dolayı gerçeklik üzerine geliştirilebilecek düşünsel oyunlar için de uygun bir zemin olabilir (Derman, 1998: 1436). Robins (1999)’in de vurguladığı gibi, içinde yaşadığımız dünyanın kaçınılmaz politik ve kültürel olgularından biri olarak sanal gerçeklik, artık önemli değildir. Önemli olan medya teorisyenlerinin de katkılarıyla kurumsallaşan bu yeni dünyanın, alternatif bir söylem geliştirmek yerine, dijital imaj teknolojilerinin geliştirilmesine harcanan milyonlarca doların ardındaki asıl politik kaygı ve amaçları gözlerden gizlemeye yaramasıdır.

Sanal Cemaat

Tönnies’in meşhur teorisi, cemaattan cemiyete dönüşümün sorunlarını tartışmaktaydı. Bugün iletişim devriminin simgesi haline gelen internetin, ürettiği yeni toplumsal yapıları geleneksel olandan devşirdiği kavramlarla karşılama durumunda kalması gerçekten ironiktir. Bilindiği gibi cemaat terimi (community), cemaatin üyelerinin ortaklaşa paylaştıkları bir şeye, genellikle de ortak bir kimlik duygusuna dayanan özel olarak oluşturulmuş bir toplumsal ilişkiler bütünü için kullanılmaktadır. Cemaat, hayatla ve çıkarlarla ilgili olan ve pek belirlenmemiş bir alandaki kapsamlı dayanışma ilişkilerini anlatmak üzere kullanılan bir kavramdır (Talcott Parsons). Cemaat üzerine tartışmalar aslında sosyoloji disiplininin temelini oluşturan fikirler arasında yer almakta hatta bu fikirlerin en temel olanı ve kapsamlısı olarak görülmektedir. Bunun belki de asıl nedeni cemaatin yok olmasından duyulan kaygıların on dokuzuncu yüzyıl sosyolojisinin temel ilgi alanlarından birisi olmasıydı (Robert Nisbet). Cemaat duygusunun kaybedilmesi cemaat teorisinin kurucusu sayılan Tönnies’in çalışmalarının da merkezinde bulunuyordu. O, Gemeinschaft und Gesellschaft adlı eserinde, cemaatte toplumsal ilişkilerin dayanışmacı bir nitelik taşımasıyla, sanayileşmekte olan toplumların geniş ölçekli ve gayri şahsi ilişkilerle ayırt edilmesini karşı karşıya getirerek, toplumsal birliğin geleneksel ve modern biçimlerine ilişkin ideal-tipik resimler çizmişti.

Farklı entelektüel kaynaklardan beslenen cemaat sosyolojisinin güçlüklerinden birisi, onun sık sık özgül bir toplumsal birlik biçimini belirlemek ve aynı zamanda onu onaylamak için de kullanılmış olmasıdır. İkinci bir güçlük ise, cemaat olarak adlandırılan toplulukların dayanışma ilişkilerinin, toplumsal etkileşimin hangi karakteristik özelliklerini oluşturduğu konusunda net ve yaygın bir görüş birliğinin olmamasıdır. Bu değer yüklü, ama kesin olmayan koşullar cemaatlerin ampirik olarak saptanmasını açıklamada önemli bir güçlük yaratmaktadırlar. Yine de cemaat kavramının sosyolojik içeriği sonu gelmez tartışmalara sürekli olarak konu olmuştur (Marchall, 1999: 90; Yelken, 1999:87).

Bu çerçevede sanal cemaat kavramı da (The Virtual Community), cemaat kavramının taşıdığı sorunlardan bağımsız değildir. Nitekim sanal cemaate yapılan vurgulamalarda altı çizilen hususların çoğu cemaat kavramından esinlenilerek elde edilmektedir. Tıpkı İtiraf Edilemeyen Cemaat (Blanchot, 1997)’te de vurgulandığı gibi, birlikteliklerin özüne yönelik bir yoğunlaşma aslında varoluşu anlamlandıran bir yapının bilfiil mevcut olduğunu göstermektedir. Modern dünyada toplumsal sistemler niteliğinde kollektiviteler meydana getiren, “tipik etkileşimler”le ilişkilendirilmiş fiziksel mekanların cemaati andıran özelliklerinden hareket edildiğinde, internet evrenindeki örgütsel yapılanmalar da sanal cemaat olarak tasvir edilmektedir.

Sanal cemaat kavramının genel özellikleri hem karşılaştırma hem de farklılıkları keşfetme niyeti içinde nasıl tanımlanabilir? Kavramın isim babası da sayılan Howard Rheingold, The Virtual Community: Finding Connection in a Computerised World (1994) adlı çalışmasında sanal cemaatleri, yeterli sayıda insanın, insani duygularla, siber alanda kişiler arası ilişkiler kurmak üzere elektronik ortamda kamusal tartışmalara yeterince uzun bir süre katılmasıyla ’da oluşan toplumsal kümelenmeler şeklinde tanımlamaktadır (Robins, 1999: 143).

Bilindiği gibi sosyal bilimlerde alışkanlıkları formlaştıran öğeler için örüntü kavramı kullanılmaktadır. Aynı eylemlerin sürekli tekrarlanmalar yoluyla biçimlenmesi ya da formlaşması söz konusudur. Alışkanlıklar sosyal bilimcilerin aykırı olanı, farklıyı, yeniyi görme talepleri karşısında çoğu zaman gözden kaybolma riski taşısalar da, aslında onlar kendi varlıklarını sürekli kılarak devam ettiren ve yinelenen tutumları yansıtmaktadır. Sanal cemaatler de farklı bir dünyada var olmadığına ve sürekli yinelenen yapılar ürettiğine göre, yeni kültürel ve siyasal coğrafyalar bağlamında onlar da yerlerini almak zorundadırlar. Bu nedenle de sosyoloğun temel problematiği, belki de sosyal davranışın her zaman aynı kalan tekrarlanışında yoğunlaşmak suretiyle, sürekli tekrarlanan bir düzendeki olagelen sosyal ilişkilere daha çok dikkat kesilmesidir ki bu bağlamda sanal cemaatler de önemli bir ilgi alanı yaratmaktadır.

Örüntülerin Sanal Dünyası

Örüntüler rol, kurum ve kültürlerin temel ve indirgenemez birimi olarak değerlendirilmektedir. Nitekim örüntüler yardımıyla, herhangi bir toplumda neyin kabul edilebilir neyin de kabul edilemez olduğu hususunda bir model ya da rehber olarak hizmet veren, genelleşmiş, standardize edilmiş ve düzenlenmiş davranışlara ulaşılmaktadır.

Sanal cemaat örüntüleri de internet aracılığıyla yeni elektronik ortamlar yaratan bilgisayar teknolojilerinin bir aynası olarak gündeme gelmektedirler. Bilgisayarların büyük bir teknolojik yenilik talebi içinde, bütün dünya ölçeğinde yaygınlaşan internet ağlarıyla yarattıkları terminallerin, sosyal hayatta etkilerinin olmaması düşünülemez. Zaten elektronik bir coğrafya olarak internet de yapıların değil ilişkilerin açıklayıcı olduğu sosyal bir mekan olup, maddi değildir. Bu yüzden de o, asıl önemini interaktif doğasının sürekli geri besleme olarak dönüşen ve yeniden şekillenen bir iletişim ortamı doğurmasından almaktadır (Uğur, Bilici, 1998: 495).

Burada sanal cemaat örüntüleri kollektif yapıların birebir tekrarlanan görüntüleriyle somutlaşmaktadır. Doğal bir birlik olarak düşünülen cemaat, insanları birleştiren unsurların onları bölen unsurlardan daha güçlü ve daha önemli olduğu bir gruptur. Öte yandan üyeler arasındaki farklılıklar da, benzerliklerle kıyaslandığında önemsiz ya da talidirler. Cemaat fikrini savunan organlar ne kadar heybetli olurlarsa olsunlar, ne kadar sıkı çalışırlarsa çalışsınlar, gerçeklikle ilişkileri kaçınılmaz olarak kırılgan ve zayıftır. Yüz yüze ilişkilerdeki gibi sıkı bir ağla örülmemiş olduğundan, büyük ölçekli bir cemaatin birliği ancak inançlara ve duygulara yapılan sürekli çağrılarla ayakta tutulmaktadır (Bauman, 1998: 57, 84, 185).

Rheingold da bu nedenle sanal cemaatlerdeki örüntüleri çıkar ortaklığı, ortak bilinç ve grup düşüncesi deneyimi gibi özgüllüklerle sıralamaktadır (Robins, 1999: 162). Sanal cemaatlerde bir araya gelenler, birbirleri arasındaki ortaklıkları ve simetriyi öne çıkararak farklılaşmayı sürekli olarak reddeden bir buluşma noktasına sahiptirler. Çünkü herkesin paydalarını paylaştığı bir birliktelik sanal cemaati oluşturmaktadır (Aksoy, 1996: 166). Burada grup aklından söz edilebilmekte ama toplumsal karşılaşmadan söz edilememektedir. Hat bağlantısıyla bir topluluk var ama hiper alanın yerleşik sakinleri yoktur. Bu sentetik bir dünya tasarımıdır ve burada tarih artık dondurulmuş olarak vardır. Eski dayanışma ve cemaat biçimlerinin benzetim yoluyla korunması söz konusudur. Bu da alternatif bir toplum tasarısı olmaktan çok topluma alternatif olma yolunda bir çaba olarak ortaya çıkmaktadır (Robins, 1999: 164-165). Siber uzayın üyeleri de ortaklık düzeyinde aynı özelliklere sahiptirler ve birbirlerinden bağımsız gibi görünmelerine rağmen aslında aynileşerek buluşan bir hayali cemaattirler. Zihinsel ve duygusal olarak kendilerini öteki üyelerinin çoğuyla hiçbir zaman yüz yüze karşılaşmayacakları kolektif bir bünye ile özdeşleştirdikleri müddetçe, bir varlık olarak mevcudiyetlerini bu şekilde sürdürmeleri mümkündür.

Tüketim ideolojisine geçişe paralel olarak, aşırı bürokratikleştirilmiş ve aşırı rasyonelleşmiş çağdaş sanayi toplumlarında insanlar, spontaneliği, özgünlüğü ve yeniliği kalmamış bir hayatta toplumsal sistemin uygun gördüğü toplumsal rollerini icrada gönülsüz davranmakta ve değiştiremedikleri reel-toplumu “terk etmek” umuduyla kendi alt-kültür adacıklarına çekilmeye çalışmaktadırlar (Oskay, 1993: 410). Ağ’daki sanal cemaatler işte bu büyük toplumsal canlanma ve yenilenme taleplerinin odaklandığı toplumsallık dürtüsüne karşılık gelen yenilikçi çözümler yelpazesinin birer parçasıdırlar. Bu bağlamda elektronik sanal cemaatler, hayatta kalmak için geliştirilen karmaşık ve becerikli stratejiler haline gelmektedirler. Gerçek dünyada yitirilen değerlerin ve ideallerin sanal gerçeklik konumunda yeniden elde edilebileceği düşünülmektedir. Bu yeni araçla birbirlerine bölgesel tesadüflerle değil, ilgi ve yakınlık ortaklığıyla bağlı yeni cemaat biçimlerinin oluşturulabileceği ileri sürülmektedir.

İnternetin küresel açılımı nedeniyle oluşan sanal cemaatler, fiziki sınırlar ve yerel bağlantılardan kurtularak küreselleşme imkanı kazanmışsa da her cemaatin dünyasının kendi seçtikleriyle sınırlı olması söz konusudur. Nitekim internet insanını mutlu kılan en önemli faktörlerden biri de katılımcıların, kendi seçtikleri insanlarla ve gruplarla sosyalleşme imkanını elde etmeleridir. Sanal cemaatler, sosyal gerçekliğin çarpıcı ve bazen tehlikeli koşullarına alternatif yeni sosyalleşme alanları yaratmaktadırlar. İnternet konferans gruplarında bir araya gelenler, tesadüflerin ya da zorunlu karşılaşmaların sonucu olarak değil fakat ilgi ortaklıkları nedeniyle ve seçim yaparak sosyalleşmeyi gerçekleştirmektedirler. Ancak burada üyelerin dünyası küçülme ve içe dönme tehlikesi ile de karşı karşıyadır. Çünkü internette oluşan sanal cemaatlerin buluşma noktası “diğer”ine karşı gösterilen tahammülsüzlüktür (Aksoy, 1996: 166). Aslında buradaki örüntüler toplamı dikkatle incelendiğinde internetin kişiler arasındaki uyum, konsensüs ve karşılıklı anlayış arayışını ifade eden cemaat idealinin, şeffaf toplum beklentisinin elektronik bir hayalinden başkası olmadığı anlaşılacaktır. Yine de açıklık ve bütünlük temeline dayanan bir toplumsal vizyon olarak sanal cemaat örüntüleri birlik, bütünlük ve karşılıklılık özelliklerini taşımaktadır (Robins, 1999:162-163).

Sanal gerçeklik, zevk ve arzuların dayatmalarına göre tasarlanıp düzenlenmektedir. Bu gerçeklikle ilişkiye geçmek, gerçek ve fiziksel benliğin askıya alınmasına; cisimsiz, sanal vekili veya kopyası tarafından ikame edilmesine neden olmaktadır. Sanal gerçeklikle birlikte insanın bilgisayarla direk temasa geçmesi ve bu ortamın somut bir parçası olma çabası söz konusudur. Artık insanın internet yardımıyla sanal gerçeklik evrenine taşınması, bu yolla kendi fantezilerini rahatlıkla gerçekleştirme olanağı bulabileceği tahayyül edilmektedir. Çünkü bu varoluş koşullarında, adeta her şey sınırsızca hayal edilebilir ve dışa vurulabilir gibi görünmektedir. Hayal edilen veya yapılan şeyler üzerine kısıtlama ve sınırlamalar koyacak öteki bedenler de bulunmamaktadır. Bundan dolayı sanal gerçeklik idealinin, alternatif ve ideal bir öteki dünyanın teknolojik olarak vaadedilmesi şeklinde anlaşılması mümkündür. Ötekilerin asıl varlığı da, içsel fantazyaların yansıtılmasıyla yaratılan nesnelerden ayırt edilemez bir duruma gelmiştir. Artık cinsellik bile sanal gerçeklik aracılığıyla yaşanmakta, siber alanın sözde hijyenik ortamında dokunmadan flört edilebilmektedir. Evden çıkmadan sanal bir cemaat yoluyla toplumsallaşarak alışveriş yapılabilmekte, evlenilebilmekte, hatta otomobil bile kullanılabilmektedir. Son tahlilde sanal iktidar, kendini içermeyi, kendi kendine yeterliliği cesaretlendiren, dışsal nesnelerin gerekliliğini reddeden tekbenci bir olay olmaktadır (Robins, 1999: 156).

Cemaatten Beklenen

Sanal cemaatler, daha şimdiden gerçek toplumsallıkların örgütlenişini belirleyebilir bir duruma gelmiş durumdadırlar. Bu deneyimleri paylaşan bireyler sanal cemaatleri, gerçek dünyadaki toplumsal örgütlenmelerden farksız olarak algılayabilmektedirler. Bu yolla oluşan üst üste gelişlerle beraber, sanal ve gerçeğin iç içe geçirilip eleştirel düşünceye karşı bir filtre fonksiyonu görmeye başlaması gündeme gelmiştir (Ergur, 1998: 156).

Sanal cemaat örüntülerinin yayılma, çoğalma ve içselleştirilme sürecine laflamayla yapılan diyaloglar (chat) aracılık etmektedir. Laflama ortamları fikirlerin çarpıştığı, deneyimlerin paylaşıldığı, önerilerin değiş-tokuş edildiği bir agora niteliğindedir ve bu özellikleriyle de aslında başlı başına bir evren oluşmaktadır. Bu ortam sanal cemaatlerin, siber uzayın ve siber kültürün dolaşım alanıdır. Fiziki bir vücut gerektiren varolma ve onun ifadesi olan kimlik artık kendisi olmadan da varolabilmektedir. Ne var ki, kimliğin sahibi açısından yaptıklarından dolayı sorumlu olma nedenlerini bir anlamda ortadan kaldıran bu durum, o kimliğe ait eylemlerin muhatabı olanlar açısından da “güven” tesisine engel oluşturmaktadır (Uğur, Aydın, 1998: 491).

Chat dünyasında kimlikler kaygan ve değişkendir. Ancak akışkan ve devingen bir kişilik arayışı sonunda bu kimliklerin yeni bir kalıp kişiliğe dönüşmesi, hiç de imkansız değildir. Hatta bugünün internet kişiliklerinin ileride karşımıza birer norm olarak çıkmaları da olasıdır (Derman, 1998: 1430). Siber uzay bağlantılarının etten kemikten insanlarla olan bağlantıların yerine geçmesi tartışılmaktadır. Burada asıl önemli olan, bastırılmış ve tekbenci arzulara cevap veriyormuş gibi görünen yeni teknolojilerin, gerçek dünyadaki ahlaki-siyasal yaşamda nasıl yankılar uyandırdığı, nelere yol açtığıdır. Çünkü öteki sanal takma adlarla ve birimlerle etkileşime geçmekte olan zevklerin, yitirilen ruhsal ve ahlaki yaşantıdaki bir şeylere tekabül etmemeleri mümkün değildir. Ahlaki yaptırımların ve bağlantıların, yerleşik kimliğin sürekliliği içinde korunması söz konusuyken, internet dünyasında haz talepleri bu çerçeveyi çok hızlı bir şekilde kırmakta ve çok sıradan bir tartışma adabı içinde konuyu sanallaştırmaktadır. Nihayetinde doğrudan karşılaşmayışların ahlaki anlayışlarda yarattığı gevşeklikler, toplumsal yapıyı da altüst etmeye yetmektedir (Robins, 1999:156; Griffiths, 1999: 46-52).

Sanallığın Keşfi: Sınır Kaybı ve Farklılaşmalar

İnternetin ülkemizdeki kullanımı geç fakat hızlı gerçekleşmiştir. Aslında internetle olan ilişkimizin Batı’ya özgü ürünleri kullanırken tercih ettiğimiz seçiciliği zorladığını belirtmek gerekir. İnternet ülkemiz bağlamında, her düzeyden ve farklılıktan insanın kendini kattığı bir oluşum olarak dikkat çekmektedir. Çoğunlukla bir eğlence, fantezi ve haz makinesi olarak algılansa da, onun daha sağlıklı bir iletişimin temelini gerçekleştirmesi hiç te imkansız değildir.

Burada bizi asıl ilgilendiren husus özellikle dini talepleri öne çıkaran ve siyasal refleksleriyle de dikkat çeken İslami kesimlerin, internet gibi, yaşantıları tümüyle dönüştüren bir mekanizma karşısında hangi savunma ve direnç stratejilerini tercih ettikleridir. Etik, moral ve zihniyet dünyasını bütünüyle değiştiren ve gitgide kendi içinde de denetlenmesi imkansız bir farklılaşmayı defalarca üretmeye azimli olan bu aygıtın katılımcıları olarak dini ilgilere sahip kesimler nasıl tutum geliştirmektedirler? Özellikle televizyonun yaygınlaşmaya başladığı dönemlerde ona karşı geliştirilen dinsel tepki ve inisiyatifin, internet karşısında gösterilmeyişi dikkat çekicidir.

Bu durum dinsel ilgi ve temayüllerin farklılaşmasını ya da internet karşısındaki çaresizliğini yansıtır niteliktedir. Gerçekten de mahremiyet alanını dönüştürmeyi geleneksel Batılılaşma projesinden daha hızlı ve sonuç alınabilir bir şekilde gerçekleştiren internet karşısında, bütün çeşitliliklerine rağmen dinsel bakış açılarının nasıl bir argüman geliştireceği henüz somutlaşmış değildir.

Konu, demokratik taleplerin seslendirilmesi için bir araç niteliğinde algılanarak coşkuyla karşılansa da, ortaya çıkaracağı sonuçlar açıkça kestirilebilmiş değildir. Öyle ki dini argümanlardan beslenen ciddi bir tepkinin seslendirilmesine henüz tanık değiliz. Hızlı bir enformasyon ağına kendi yeterlilikleriyle katıldığını düşünen İslami kesim, kadın, cinsellik, kamusal alanın tanımlanması gibi her biri ayrı göndermelere sahip ve tabu olarak görülmeye meyyal hususlarda açık ve net bir anlayış geliştirme konusunda gevşek davranmaktadırlar (Sevinç, 2000). Sözgelimi sanal cemaat ilişkileri içinde ortaya çıkan yapıların dini evrendeki anlamı nedir? Dinsel kavramların kendi kritik referans bölgelerinden koparılışlarına bağlı olarak söylem düzeyinde ortaya çıkabilecek farklılaşmalar nasıl içselleştirilebilir. Acaba internetin kullanımından onun sonuçlarını paylaşmaya kadar bir dizi enstrümanla buluşan dinsel talepler için yeni bir fıkıh alanı doğmakta mıdır?

Bu konulardaki sessizliğin gündelik hayatın dinsel olanla laik olan arasındaki farklılaşmayı içerden bir kabulle meşrulaştıracağını düşünmek artık imkansız değildir. Chat odalarında, gündelik geleneksel ilişkilerle sınırlanan alanlar hızla bozulmakta, sanal evrendeki yapılar dini evrenin zaman tasavvurunu altüst ederken, zahir ve batın kalıplarını aşacak şekilde de yeniden ortaya çıkmaktadırlar.

Bu bağlamda sanal cemaat örüntülerinin internet dolayımıyla gerçekleşen paylaşımları, dini öncelikli bir yaşam stratejisi olarak alan kesimlerin hayat tercihlerinde dindışı bir alanın üretilmesini hızlandırarak meşrulaştırmaktadır. Hatta bu durum sadece dinin değil ahlak anlayışlarının da yeniden tanımlanarak serbest bırakılmasını mümkün kılmaktadır.

Sanal cemaatler aracılığıyla ortaya çıkan fiili durumlar örüntüsel düzeyde dinsel alanın sınırlarını sıkı bir şekilde tehdit etmesine rağmen kontrolsüz haz taleplerinin dinin kamusal hayattaki konumuna ilişkin olarak ortada gezinen “laflamalar”a yine de daha çok rağbet ettiği görülmektedir. Bunun da sonuçta din anlayışlarını ciddi bir dönüşüme uğratacağı açıktır.

Kaynakça

Aksoy, Asu, “İnternet ve Demokrasi”, Diyalog, Sayı: 1 (1996/1), s. 159-170

Bauman, Zygmunt, Sosyolojik Düşünmek, Çev. Abdullah Yılmaz, Ayrıntı, İstanbul 1998

Blanchot, Maurice, İtiraf Edilemeyen Cemaat, Çev. Işık Ergüden, Ayrıntı, İstanbul 1997

Derman, İhsan, “.Net Kimlikleri”, Yeni Türkiye, Sayı: 19 (Ocak-Şubat 1998), s 1429-1439

Ergur, Ali, “Nergis Harikalar Diyarında: Sanal Gerçekliğin İdeolojik Bağlamı”, Toplum ve Bilim, Sayı. 79 (Kış 1998), s. 138-159

Giddens, Anthony, Sosyoloji, Çev. Hüseyin Özel, Cemal Güzel, Ayraç, Ankara 2000

Griffiths, M., “İnternet Bağımlılığı: Gerçek mi? Kurgu mu?”, Çev. Kâzım Alat, Türk Psikoloji Bülteni, Sayı: 13 (Haziran 1999), s. 46-52

Gürcan, Halil İbrahim, “İnternet, Küreselleşme ve Sanal Toplum”, Yeni Türkiye, Sayı: 20 (Mart-Nisan 1998), s. 1445-1447

Hall, Stuart, “Yeni Zamanların Anlamı”, Yeni Zamanlar -1990’larda Politikanın Değişen Çehresi-, Der. Stuart Hall, Martin Jacques, Çev. Abdullah Yılmaz, Ayrıntı, İstanbul 1995, s. 105-124

İnam, Ahmet, “Sanal Gerçeğin Gerçekliği mi, Gerçek Gerçekliğin Sanallığı mı?”, Bilgi ve Toplum, Sayı: 2 (1999), s. 17-22

Kozanoğlu, Can, İnternet, Dolunay, Cemaat, 2.b., İletişim, İstanbul 1997

Liska, Allan; Grune, Ilini, “Bir Post-Modern Kültür Olarak İnternet 2.6 Versiyonu”, Çev. Doğan Bıçkı, Bilgi ve Toplum,Sayı: 2 (1999), s. 23-38

Lundby, Knut; Ronning, Helge, “Medya-Kültür-İletişim: Medya Kültürü Aracılığıyla Modernliğin Yorumlanışı”, Çev. Nilgün Gürkan, Medya, Kültür, Siyaset, Der. Süleyman İrvan, Ark, Ankara 1997, s. 13-28

Marchall, Gordon, Sosyoloji Sözlüğü, Çev. Osman Akınhay, Derya Kömürcü, Bilim ve Sanat, Ankara 1999

Oskay, Ünsal, XIX. Yüzyıldan Günümüze Kitle İletişiminin Kültürel İşlevleri -Kuramsal Bir Yaklaşım-, Der, İstanbul 1993

Ritzer, George, Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek, Çev. Şen Süer Kaya, Ayrıntı, İstanbul 2000

Robins, Kevin, İmaj -Görmenin Kültür ve Politikası-, Çev. Nurçay Türkoğlu, Ayrıntı, İstanbul 1999

Sanders, Barry, Öküzün A’sı, -Elektronik Çağda Yazılı Kültürün Çöküşü ve Şiddetin Yükselişi-, Çev. Şehnaz Tahir, Ayrıntı, İstanbul 1999

Sevinç, Seyhan, “Allah Rızası İçin Chat”, Sabah, 25 Temmuz 2000, s. 26

Uğur, Aydın; Bilici, Mücahit, “Bilgi Toplumu, İnternet ve Demokrasi -Dijital Alemin Genleşen Kamusal Alanı-”, Yeni Türkiye, Sayı: 19 (Ocak-Şubat 1998), s. 488-496

Yelken, Ramazan, Cemaatin Dönüşümü -Geç Modern Dönemde Cemaat Sosyolojisi-, Vadi, Ankara1999


* Bilişim Toplumuna Giderken... Psikoloji, Sosyoloji ve Hukuk'ta Etkiler Sempozyumu 2001'nda (23-24 Mart 2001, Ankara) sunulan bildiri

** Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Sosyolojisi Öğretim Üyesi, VAN (nsubasi@ yyu.edu.tr)

[1] Burada ele alınan çalışmalara ek olarak konuyu geniş kapsamlı olarak ele alan önemli bazı editoryal katkılar arasında özellikle Steve Jones ve Steven G. Jones'in Virtual Culture: İdetity and Communication in Cybersociety (1997) ile Rob Shields'in Cultures of Internet: Virtual Spaces, Real Histories, Living Bodies (1996) adlı derlemeleri önemlidir. Diğerleri için de bkz. James W. Carey, Communication as Culture: Essays on Media and Society (Media and Popular Culture (1988); John Eldridge (Ed.), Getting the Message: News, Truth and Power (1993); James Lull, Media Communication, Culture (1995); John Thompson, The Media and Modernity: A Social Theory of the Media (1996); Nicholas Negroponte, Being Digital, (1996); Richard Collins, Cristina Murroni, New Media, New Policies: Media and Communications Strategy for the Futur (1996).

[2] Kavram etrafındaki genel tartışmalar için bkz. Howard Rheingold, Virtual Reality (1991). Ayrıca bkz. Robins, 1999: 82-93; Ergur, 1999: 138-159.

 

   

kuramcılar | makaleler | kitaplık | akademik linkler  |akademik dergiler | ajanda |

© Bilgi İletişim A.Ş. 1999 Her hakkı saklıdır. Internet Explorer 4.0 ve üstü tarayıcıya göre optimize edilmiştir.